Osmanlıca Tercüme

Osmanlıca Tercüme


 

 

Osmanlıca belgeleri okuma isteği, ecdattan ve tarihten bir şeyler öğrenme isteğidir. Geçmişi öğrenme hevesidir. Ev,köy,şehir, yurt  ve aile mazisinden bilgi edinme tutkusudur. Bize ecdattan elden ele intikal ederek gelen, ihsan veya i’fa fermanlarının, mütevellik fermanlarının, vakfiyelerinin, tapuların, mektupların ve her türlü osmanlıca belgelerin osmanlıcaya tercüme edilme arzusudur.

Evde, sandıklarda veya bohçalarda eski evrak olabilir. Baba oğul ve torun bunların neler olduklarını bilmek isterler elbette. Osmanlıcaya tercüme eden birisini bulamayınca da bu evrakın ya imhasına , ya da  başka bir torunun  imha etmemesi için yine saklanmasına gayret gösterilir.

Gencin biri, bir arkadaşımın yanına geldi. Genç şöyle dedi: “ Kadastro köyümüze geldi. İçinde yaşadığımız tarlamızın maliki olduğumuzu ispat eden verak istediler. Bende bunları nenemden aldım geldim. Bunları bir okur musunuz? Arkadaşım ona: “oğlum, şu nüfus tezkiresi, şu redif tezkiresi, aşar vergi pusulası… bunların arasında aradığın tapu yoktur.” Dedi.

İyice dinlemekte olan genç dikildi, düşündü: “öyleyse önceleri yaktığımız eski yazılı kağıtlar şimdi aradığımız tapularmış dedi. Bir gün de, bir bando takımında çalışan ve boş vakitlerinde üç tekerlekli araba ile nakliyecilik  yapan bir genç elinde birkaç kitap ile yanıma geldi. Bunların hikayesi şudur: bir gün yaşlı biri; benim eve ikindi sonrası gel dedi. Vardım. Bir küme eski kitap eve evraka işaret etti. Bunları al şehir dışında bir yere götür ve göm dedi. Vereceği paraya karşılık bu isteğini kabul ettim. Aldım, götürdüm ve gömdüm. Fakat o gece sabaha kadar uyuyamadım. Kitap gömülür mü? Dedim. Sabahın alaca karanlığında onları o yerden alıp evime getirdim. İşte bu kitaplar onlardan. Şu kitaptan yirmi  beş tane daha var. Şunun gibisi yok. Fakat şundan buna az benzer alandan  beş altı kadar var. Birkaç yere sordum. Bunların dilinden sizin anladığınızı söylediler. Kimi de satın almak istedi… ben de: “ bu günlerde Ankara’dan  kütüphaneler ile ilgili bir görevlinin buralarda olduğunu işittim. Onu ara ve bunları hem göster ve hem de anlat. Dedim. Bir müddet sonra döndü. Çok güzel şeyler. Şunların hepsinden bizde var. Şu kitabı bize satarsan alırız. Fakat biz az para veriniz. Dediğini nakletti . ben de:  acele etme evinde kalsın. Satma, bir gün olur devletten iyi para veren olur. Hele şu kitabı ancak devlete sat. Dedim

O muhteremin bundan yirmi beş tane var dediği kitap fatımi devri yazısına  benzeyen bir yazı ile yazılmış, Kur’anı Kerim cüzleri idi. O tek olan da yüz elli sene kadar Rumeli’de bulunan bir medresede, birkaç alim tarafından ayrı zamanlarda yazılmış ilmi yazılar ihtiva eden bir keşküldü. Zamanın mürurundan konuları unuttum. Fakat sözünü ettiğim evrakı getiremedi. Büyük hacimliler kendilerini kurtarırlar, fakat sesini çıkarmayan küçükler yiterler olacak ki onları göremedik. Kim bilir o evrakta neler vardı, neler diyorlardı? Kitapları da ne yaptığını bilemedim. Belki sonra o da gömecektir.

Bazı insanlarımız eski evrakı böyle imha ederlerken, bazıları da bir antikacıya devredip geçerler. Onlarda o nefaisi yurt içinde veya dışında satarlar. Kimi insanlarımız da onları genel kütüphanelere hediye ederler. Bunlara şahit oldum. Bunun üzerine  eski yazıyı biraz olsun okuyabilenlere hitap edecek osmanlı vesikalarını okumaya giriş adı altında ve programı içinde bir çalışmanın yapılması pek elzem olduğu şuuruna vardım. Bunun milli ve vatani bir vazife olduğunu kabul ettim. Bu noktadan milli kültürümüze ve tarihimize hizmet olacağına inanarak bugün için güç olan bu vazifeyi yüklendim.

Ve önce osmanlıca harfleri tanıtılmalı, sonra bu harflerin okunmasına, buradan da vesikaların yazılarına gidilmelidir dedim. İmkan dairesinde bol vesika neşretmeyi de hedef aldım. Bu plan doğrultusunda olan okunmuş bazı vesikaları ihtiva eden ve neşredilmiş iki kitaptan birkaç vesika aktardım. Yanımda fotokopileri bulunan vesikalardan da bir kaçını neşretmeyi niyet ettim. Bütün bunlara beraber bilmediğim ve görmediğim bir vesika bulma ümidi ile yaşlı bazı zevattan evrakı kadime talebinde bulundum. Kimi bakalım dedi ve geçiştirdi, kimi elinde ne varsa verdi.

Yukarıda ki hikayede anlatıldığı gibi osmanlıca tercümeye ne denli ihtiyaç olduğu bir kez daha net bir şekilde ortaya konulmuştur. Osmanlıca tercüme tarihimizi, geçmişimizi öğrenme isteğinden doğan büyük bir ihtiyaçtır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bitnami