Kudüs Tarihi ve Yavuz Sultan Selim’in (Osmanlıca) Kudüs Fermanı

                               

Kudüs’ün Türk- İslam Tarihi Açısından Önemi

Kudüs, Silvan köyünün Ofil tepesinde kurulmuştur. Kudüs dünya tarihinde de bilinen en eski şehir yerleşmelerinden biridir. Kudüs’ün kuruluşuna dair akademisyenler net bir tarih belirtemese de Mescid-i Haramdan yaklaşık 40 yıl sonra kurulmuştur. İslam’ın kalesi olarak bilinen Kudüs’e yerleşim, kuzeyine doğru Kenaniler tarafından gerçekleştirilmiştir. Göçler sonucunda giderek büyüyerek bir şehir devleti halini alan Kudüs bu şekilde genişleyerek, sınırları Akdeniz’e kadar dayanmıştır. Ve bugün hala üç dine ev sahipliği yapan bu bölgeye, “Kenan İli” adını vermişlerdir. Coğrafi olarak ve nasıl kurulduğu hakkında bilgi verdiğimiz Kudüs önce İslam devletinin daha sonrada Türk Devletlerinin himayesi altına nasıl girmiş bir göz atalım.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) İsrâ gecesinden sonra Kudüs’te ilk kıblemiz olarak kabul ettiğimiz Mescid-i Aksa’yı inşa etmiştir. Ancak Kudüs bu tarihlerde Müslümanların himayesi altında bulunmamaktadır. Kudüs’ün hakimiyeti Firavunların elinde bulunmakta idi. Bunun üzerine nüfus olarak Yahudilerin oldukça az olduğu bölge olan, Kudüs üzerine Hz. Ömer döneminde sefer düzenlenir ve Kudüs Firavunun elinden alınır ve aslında asıl adı Mısırlılar tarafından “İlya” denilen bu bölgeye, fetih sonrasında Hz. Ömer tarafından “ Kudüs” adı verilir. Ve Hz. Ömer burada şehri aldıktan sonra güven fermanını imzalar ve böylece şehrin yönetimi Müslümanların eline geçer. Ancak bu durum fazla varlığını sürdüremez ve bölge de Hz. Ömer’den sonra pek çok istikrarsızlık yaşanır ve pek çok devlet Kudüs’e egemen olur. Ezelden beri mücadelenin yaşandığı Kudüs’te 88 yıllık haçlı saldırılarının sonucunda Kudüs tekrar Mısıra tabi oldu. Ancak bu durum çok uzun sürmez ve bugün tarihe adını Kudüs Fatihi olarak yazdıran, Selahattin Eyyubi tarafından Hittin savaşı sırasında gerçekleştirilen III. Haçlı Seferinde, Kudüs haçlıların elinden alınır ve Kübbetü’s Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırtır. Bir süreliğine de olsa Kudüs tekrar Müslümanların eline geçer. Ancak Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’nin vefatından sonra Kudüs’ün yönetimi tekrar Müslümanların elinden çıkarak yeniden haçlılara geçer. Hiç kimsenin paylaşamadığı bölge olan Kudüs günümüzde dahi mücadelenin merkezi konumundadır. Tarih boyunca süregelen bu istikrarsızlık bölgeye yeni bir yönetim değişikliğini beraberinde getirir ve haçlılardan sonra bölge hakimiyeti Memlukler’in egemenliğinde tekrar Mısıra tabi olur, bu egemenlik yaklaşık 258 yıl sürer ta ki 1516 yılında Yavuz Sultan Selim Kudüs’e girene denk.

Osmanlı devleti Yavuz Sultan Selim’in hükümdar olduğu dönemde, 28 Aralık 1516 yılında Sinan Paşa komutasında Mısır’a sefer düzenlenir ve bu sefer sonucunda Kudüs’e girilerek şehir bu kez de Osmanlı Devleti tarafından fethedilir. Yavuz Sultan Selim Kudüs’ü fethettikten sonra şehri ziyaret eder ve ziyaret esnasında asırlar önce Hz. Ömer tarafından Kudüs ismi verilen şehrin ismini “Kudüs-ü Şerif” olarak değiştirir. Osmanlı devleti Kudüs’e yaklaşık yarım asır hakim olmuştur. Yavuz Sultan Selim’den sonra Kanuni Sultan Süleyman, IV. Murat, Abdülmecit, Abdülaziz, II. Abdülhamit dönemine kadar kutsal bölgenin hâkimiyeti Osmanlı Devletinde kalmıştır.
Şii propagandası yüzünden Anadolu’da meydana gelen karışıklık sebebiyle, Yavuz Sultan Selim İran’a Safeviler’i bertaraf etmek için yola çıkar. Safeviler’in yenilgiye uğraması ile birlikte Güneyin yolu Yavuz Sultan Selim için açılır. Yönünü Mısır’a çeviren Yavuz buradaki Safevi tehlikesine son vermek için çaldıran savaşında, Mısıra hakim olan Memluk komutanı Kansuh Guri ile karşı karşıya gelir, son derece psikolojik yöntemlerle savaşan Kansuh Guri askerilerinin mızraklarının ucuna Kur’an mushaflarını taktırarak Yavuz Sultan Selim ve Osmanlı askerlerini psikolojik olarak yıpratmak istemiştir. Ancak uyguladığı bu yöntemlerin hiç biri karşılık vermeyerek ağır yenilgi almışlardır. Ve Yavuz Kudüs’ü fethetmiştir. Bu büyük zaferin ardından halife III. El-Mütevekkil, Yavuz Sultan Selim adına Ulu Cami’de okunan hutbe sırasında Yavuz’a “ Hadimûl Haremeyn” yani Mekke ve Medine’nin hizmetkarı unvanını vermiştir. Yaklaşık yarım asır Kudüs’e hakim olan Osmanlı devleti, fetihten sonra buraya gelerek Kudüs’te kutsal yerleri Mescid-i Aksayı ziyaret ederek, Yavuz Sultan Selim orada halka artık Osmanlı bu bölgede olduğunu ilan etmiştir. Yavuz Sultan Selim Kudüs halkına burada pek çok şeyin iyileştireceklerine bozulan düzeni yeniden sağlayacağına ve pek çok alanda başta ekonomi olmak üzere reformlar yapacağını bildirir. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim ilk kıblemizin yer aldığı Kudüs toprakları üzerinde halkın refahını sağlayabilmek için bir ferman ilan eder. Literatüre Kudüs Fermanı olarak adını yazdıran bu fermanı orijinal Osmanlıca belgesi ve günümüz Türkiye Türkçesine transkripsiyon edilmiş halini inceleyelim.

Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Fermanı

Üç kutsal dinin merkezi olan Kudüs bu sebepten dolayı asırlar öncesinden başlayarak günümüze kadar savaşın odak noktası haline gelmiştir. Yönetimde istikrar sağlayamayan Kudüs’e sürekli farklı devletlerin egemen olduğunu yukarıda da bahsetmiştik son olarak Yavuz tarafından fethedildikten sonra 400 yıl Osmanlı himayesinde kalan Kudüs için Osmanlı padişahları tarafından pek çok hizmet edilmiştir. Bu hizmetlerin en yoğun yapıldığı dönem aşikâr olarak Yavuz Sultan Selim’e ait olduğu görülmektedir. Yavuz Sultan Selim fethi gerçekleştirdikten sonra gerçekleştireceği reformları içeren bir ferman yayınlamıştır. Bu ferman sadece Müslüman ahali ile ilgili olmayıp Kudüs’te barınan Ermenileri kapsamaktadır. Fermanda Ermenilere tanınan imtiyazlardan bazılarını kısaca anlatacak olursak; Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim 25 Safer 923 yani, Aralık ayı 1516 yılında Mısır seferi ile Kudüs’ü ele geçirir ve 1517 yılında kutsal topraklara ziyaretini gerçekleştirir. Ziyareti ile birlikte Ermeni patriği diğer papazları yanına alarak Yavuz’a ziyarette bulunurlar ve ezelden beri bu topraklara kim hakim olursa olsun, kendilerine ait ibadet yerlerinin yani kilise ve mabetlerinin korunduğunu hatta bu durumun Hz. Ömer ve Selâ-haddin Eyyubi’nin fethi sonrasında devam ettiğini dile getirerek onların papaza sunmuş olduğu ahidnâme’yi de, Yavuz Sultan Selim’e vererek aynı şekilde mabetlerinin korunmasını Osmanlı Devletinden istemişlerdir. “eskiden beri koruma yetkisine sahip Ermeni râhiplerin, Kamame, Hz. İsa’nın doğduğu Beytüllahım mağarası, kuzeydeki kapının anahtarı, içeride kamame kapısındaki iki şamdan ve kandilleri, Büyük Kiliseleri, Mar Yakub, Deyr’üz-Zeytun, Habs’ül-Mesih kiliseleri, bunlara ait vakıflar, bağlar, bahçeler, aynı dine mensup Habeş, Kıptî ve Süryâni milletleri, bunların terekeleri ve benzeri hususlarda yine korumaya yetkili olduklarına karar verilmiştir. Bunlara kimse müdahale edemeyecektir. Evlatlarım, vezirler, salihler, kadılar, beylerbeyleri, sancakbeyleri, voyvodalar, subaşılar vesaireler bununla amel etsinler” diye emir vermiştir
Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü Fethinden sonra Rum Patriğine verdiği hak ve hürriyetler ile ilgili Kudüs Fermanı’nın sureti. (Osmanlıca orijinal belgesi aşağıdaki gibidir) ( bkz. Resim 1)

                                                                          (Resim 1, Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Fermanı)

Kudüs Fermanının Osmanlıca çevirisine bakacak olursak ise şu şekilde Osmanlı Türkçesine çevrilmiştir;
“Emr-i Şerifim mûcebince her kim bir gayrı şekle giderse ve bo-zarsa, Allah Te`âlânın kılıncına uğrasun. Nişan-ı Şerif-i Alişân-ı Sâmî-i Sultâni Ve Tuğrây-i Garrây-ı Cihan Sitân-i Hâkân-î bil- Avn’ir-Rabbânî ve’l-men’ni’s-Sübhânî hükmü oldur ki ; Bi avnillâhi Teâlâ ve Resûlihi, Kudüs-i Şerif’e gelüb mâh-i Safer-ül Hayr’ın 25. gününde feth-i bab olunub Ermeni tâifesine patrik olan Ser-kiz nâm râhib cümle ruhbân ile maa reâyâ ve berâyâ gelüb atâ ve in’âmımdan ricâ ve temen-nâ kılmışlardır. Kadimen meşrûtaları olub uhdelerinde olan ke-nise ve manastır ve sâir ziyâretleri ve içerüde ve taşrada vâki kenise ve ma’bedhâneleri kadimden zabt ve tasarruf ede-geldikleri minval üzre Ermeni tâifesine patrik olanlar zabt ve tasarruf eyleyeler. Hazret-i Ömer (R.A.} Hazretlerinin olan Ahidnâme-i Hümayun ve merhûm melik Selâhaddin zamanından beri verilen evâmir-i şerifeler mûcebince zabt ve tasar-ruflarında olan Kamame ve Beytüllahım mağa-ra ve şimal ta-rafındaki kapu ve kenise-i kübrâları, Mar-Ya’kub ve Deyr’üz -Zeytun ve Habs’ül-Mesih ve Nablüs ve keniselerine tâbi’ hem-milletleri olan Habeş ve Kıbtî ve Süryanî milletleri, Mar Ya’kub kenisele-rinde mütemekkin olan Ermeni patrikleri tarafından zabt ve tasarruf olunup âher milelden min ba’d bir ferd müdâhele etdirilmemek babında bu Nişân-ı Hümâyûn-ı saâdet-makrûnımı verdim.buyurdum ki; mûcebince amel olunup, zikrolunan Kenise-i Kübra-ları, Mar Yakub’da mütemekkin olan Ermeni Patrikleri içerüde ve taşra-da vâki olan keniseleri ve manastırlar ve sâir ziyâretgâhları ve kendüle-rine tabi milletleri ve yamakları olan Habeş ve Kıbtî ve Süryâni milletleri âyinleri üzre zabt ve tasarruf eyleyüp vâki olan umurlarına ve azl ve nasb ve sâir vakıflarına müteallik hususlarına ve mürd olan metropolid ve piskopos ve ruhban ve papaz ve yamaklarının ve sâir Ermeni tâiesi patriklerinin zabt ve tasarruflarında olan kenise ve manastır ve ma’bed ve sâir ziyaretlerinin ve kendülere tâbi hem milletlerine ve yamaklarına âher milelden min ba’d bir ferd müdâhele eylemeyüb ve Kamame orta-sında vâki olan türbesi ve Kudüs-i Şerif taşrasında Meryem Ana Makbe-resi ve Hazret-i İsa ( A.S.) doğduğu Beytüllahın mağara ve şimal tarafın-da olan kapunun miftahı ve içerüde Kamame kapısında iki şamdan ve kandilleri ve türbe kapısında ve içerisinde olan kandilleri ve yaktıkları şem ve buhurları ve kamame içinde âyinleri üzre nâr-ı şem’ zuhurunda kendülere tâbi olan hem milletleriyle türbe dâhiline girüb ve havalisinde devr etmeleri ve kapu içerüsinün zir ü bâlâsı ve iki penceresi ve içerüde olan ma’bed ve ziyâretleri ve su kuyusu ve Kamame havlusunda vâki Mar Yuhanna Keni-sesi ve taşrasında Mar-Yakub kurbünde vâki Habs’ül Mesih ve sâir manastırları ve makberelikleri ve medfenleri ve Beytülla-hın mağara kurbünde olan odaları ve misâfirhâneleri ve bağ ve bağçe ve zeytünlükleri ve bilcümle zikrolunan kenise ve ma-nastır ve ma’bed ve ziyâretgâhları ve kendülerine tâbi hem mil-letleri ve sâir emlâk ve tevâbi-i kadimeleri tayin olunduğu üzre Ermeni tâifesi ve patrikleri zabt ve tasarruf eyleyüb ve keniselerine ziyârete gelen Ermeni taifesi zem-zem tabir olunur su üzerine ve panayırlarına ve sâir ma’bed ve ziyaretle-rine vardıklarında ehl-i örf tâifesinden ve âherden min ba’d bir ferd dahl ve taarruz eylemeyüp ba’del-yevm vech-i meşrûh üzre verilen Nişân-ı Hümâyûn-ı saadet-makrûnum mûcebince amel olunub âher milletten bir ferdi müdâhele ettirmeyüb ol babda evlâd-ı emcâdımdan veyahud vüzerây-i izâmımdan ve sulehây-ı kirâ-mımdan ve kadılardan ve beğler-beği ve sancak beği ve mîr-i mîrân ve voyvodaları ve beytülmal ve kassâm adamları ve subaşıları ve zuamâ ve erbâb-ı tımar ve mutasarrı-fın-i emvâl ve sâir kapum kullarımdan ve gayriden muhassalâ vazî’ ve refî’ ve kebirden hiçbir ferd-i efrâd-ı âferideden kâne men kân vechen min’el-vücûh ve sebeben mine’l-esbâb dahl ve taarruz kılmayub tebdil ve tağyir eylemeyeler. Her kim dahl ve taarruz ve tebdîl ve tağyir eder ise, indellâhil-Melik-il-Mu’în zümre-i müc-rimîn ve a’dâd-ı âsiminden ma’dûd olalar. Şöyle bileler, hükm-i kişver-ktişâ ve tuğrây-ı garrây-ı âlem-ârâ ile mücellâ ve müzeyyen görenler mazmûn-ı meymûnın muhakkak ve fahvây-i hümâyunun musaddak bilüb alâmet-i şerife itimad kılalar.
Kütibe fi sene selâsin ve işrîne ve tis’amie Sahray-ı Kudüs-i Şerif”

Kudüs Tarihi ve Yavuz Sultan Selim’in (Osmanlıca) Kudüs Fermanı” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bitnami